cenneti olmaz ayrılığın suçlusu farketmez... her günaha katlanır seven asla kaybetmez...

19/12/2007 - yaşamak için ben çok geç kaldım


Deli bir fırtına esiyor yine yüreğimin kıyılarında. Çevresinde ne varsa ,darmadağın edip atıyor kuyusuna yalnızlığın bütün parçaları savuruyor yine hoyratça …

  İşte ben seni tüm bu karmaşıklığın ,onca yalanların içinde tek gerçek olarak kabul etmiş,yüreğimin tahtına çoktan oturtmuştum.bilemedim aslında bu karmaşıklığın arasında yanlışla doğruyu ayırt edemeyecek kadar aciz olduğumu.tüm kabuslarım gerçek olmuştu çoktan. Aslında yalan deyip inanmadığım şeylerin doğru;tek gerçek olarak kabul ettiğim seninse yalan olduğunu fark etmekte çok geç kalmıştım ve bunun bedelini çok ağır ödemiştim.

                                                                                                                                                 Şimdi gidiyorsun işte sana ait olmayan bir hayatı da yanında götürüyorsun. Kim bilir beni darmadağın ettiğin gibi daha hangi yürekleri de darmadağın edeceksin bu anlamsız fırtınanla. Bir gün ,bir gün bende gideceğim buralardan.giderken umutlarım hayallerim umutlarım bana yoldaş karanlık gecelerime aydınlık olacaklar belki. Gideceğim çok önemli şeyleri arkamda bırakarak. Seni ,hayatımın üzerine kurduğun o yalan dünyayı ,en önemlisi de yüreğimi.kırk kilide vurup attım yüreğimi okyanusların derinliğine kimse bulmasın diye.

                                                                                                                                        Yaşam yorulmadan usanmadan yaramaz bir çocuk gibi koşmaya devam ederken ,ben çoktan elini bıraktım ve arayı o kadar açtı ki yakalamam imkansız.

        <<< YAŞAMAK İÇİN BEN ÇOK GEÇ KALDIM >>>

 

 

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/12/2007 - içimden gelen sessizlik

 

   Başını ellerinin arasına koymuş; yanaklarından süzülen gözyaşlarına hâkim olmak için elinden geleni yapan bir kız… Farklı bir dünyada yolculuğa çıkmış gibiydi. Yavaşça yanına yaklaştım. O kadar sert kapatmıştı ki hayata kapılarını neyi olduğunu soramamıştım bile.

  Çaresizlik kâğıda dökülürmüşçesine okunuyordu yüzünden. Bir yanı bana soru sorma der gibi bakıyor; öbür yanı yakarışlarını duymam için ümit ediyordu adeta. Saatlerce izledim belki onu. Gözlerine bakıp neyi olduğunu bile bilmediğim halde içinde bulunduğu durumdan kurtarmak içim tüm benliğimle yardımcı olmayı istedim. Korkuyordu sanki bir şeylerden. Sanki hayat ona hiç adil davranmamışta; hep bir şeyler almış elinden. Eğer benle konuşursa kalan son şeyin de elinden uçup gideceğini ölümün soğuk nefesini hissedeceğini sanıyordu. Bir yandan ölmek isterken öbür yandan yaşamın verdiği o tadı ölümde bulamayacağını biliyordu.

  Gözyaşlarını silmeye gücü bile kalmamıştı artık. Hayata inat kafasını kaldırdı yaşadığı her şeye isyan edermişçesine gökyüzüne baktı. Gökyüzü kızıla bürünmüştü çoktan. Birazdan gece güneşin elinden dünyayı alacak ve karanlıklara boğacaktı. Belki en zor zamanları bu saatlerdi. Gece gündüzü yenerken; hayatta onu yenmiş ve ezmişti. Sevmiyordu sanki geceyi geceler korkutuyordu onu. Küçük kabuğunda güneşin ilk ışıklarını beklemek ızdırap veriyordu adeta… Düşünüyordu çıkar yol bulamayacağını bile bile.

  Sonra anladım ki hiç sevgi görmemiş yüreği cehennem ateşi ile kavruluyordu. Kimi sevdiyse uçup gitmiş hayatından. Çoğunun attığı tokatı unutamıyordu. Adını sevgi koyduğu her şey zehirli bir akrep olup sokmuşlardı onu. Güvensiz ürkek bir kız böyle ölümü bekliyordu işte. Yeniden doğmak istiyordu hayata inat. Bak nasıl yeniden yaşanırmış. Sevda bilmemiş yüreği kandırılmış aşağılanmış,  hor görülmüştü. O kendine değil YÜREĞİNE AĞLIYORDU. Bense ona…

  İçimdeki kız, içimden gelen sessizlik bunları söyletiyordu artık bana.

  Ölüyordu işte ve ben buna engel olamıyordum yavaş yavaş kapatıyor gözlerini hayata yüreğime ağlıyordu…

 

                                   BENSE ONA…

 

                                       

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/12/2007 - mahkumm

Bir sessizlik çöktü umutlarıma,umutlarımın üzerinde açan kır çiçekleri bile çoktan küsmüş hayata çoktan solmuşlardı anlamsızca…belli ki umutlarım bir kır çiçeğini bile büyütecek kadar güçlü değildi artık.umutlarımın zayıflığı benimde solmama;hayata küsmem için küçük bir sebep olmasına rağmen çoktan harekete geçirmişti kendini…

    Artık umutlarımı yok eden kuruyan topraklarında bir damla suya medet ettiren kır çiçeklerimi solduranın ki,m olduğunu hatırlamayacak kadar yorgunum.Biri vardı evet.kanımın damarlarında duramayacak kadar hareketli deli zamanlarımda biri hayatıma küstahça girmiş ve beni kendine bağlamış. Yaşayan bir köleydim. Sonra sessizce hayatımda var olduğuna inandığım o hareketimi o canlılığımı benden çalmış ve kendi hayatımdan beni yine küstahça çıkarmıştı. Biri vardı evet ama ben hatırlayamıyorum. Çaresizliğim vardı bunca yaşanılanların arkasında. Arkama dönüp baktığımda tutunacak bir dalımın bile olmayışını görmek beni zorla çaresizliğe sürüklemişti. Biliyordum elimde kalan son dalında kuruyacağını ve ben buna engel olamıyordum. Dalımı kurutan bir adım daha atmamam için önüme uçurumlar koyan biri vardı evet ama ben hatırlayamıyorum.

   Sebebi yok aslında hiçbir şeyin ne çaresizliği söküp atabilirim kendimden nede umutlarımı tekrar barıştırabilirim hayatla nede bana ait olan hayatı bulabilirim bu zaman yolculuğunda…

   Aslında her şeyin noktası seninle başlıyor,ama ben seni hatırlayamıyorum.

   Bu yüzden kendimi bu hayata

                                    MAHKUM EDİYORUM                   

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/12/2007 - ölümün sesi


Ölümün sesini duyuyorum her aklıma gelişinde… İçimde sana karşı büyüttüğüm bir kinle yaşıyorum artık. Sevgiyi kalbimin derinliklerine hapsetmiş ya da bir rafa kaldırdığım tozlu kitapların arasında beklemeye ve ömrümün sonuna kadar bekletilmeye mahkûm bir suçlu gibi görüyorum. Tüm zamana tüm yaşananlara isyanım…

  Özlemek ve özlediğini hissetmek zor bir duygu olsa gerek. Tüm benliğimde seni özlüyor seni duyuyorum. Sadece silememek yalnızlığı. Ne zaman seni unuttum desem o günü kendime zafer ilan etsem; hep gözlerin geliyor gözlerimin önüne. Düşsel diyarımda tüm çıplaklıyla uzun bir yolculuğa çıkıyorum. Düşleriyle beslendiği acıları da üstüne eklediği bedelin ağır olduğu bir hayat yolculuğu benimkisi… Böylemi olmalıydı. Böyle mi bitmeliydi zamansız gelen sevdamız. Seni gördüğümde hayat bulan gözlerimin elini tuttuğumda içimi ısıtan yüreğimin sana dokunduğumda yaşadığını farkına varan bedenimin suçu neydi. Söyle suçumuz neydi bizim. Kabıma sığamıyorum artık. Günler saatler bitmek bilmeyen geceler… Yaşamak zor geliyor benliğime sürükleniyor yüreğim bilinmeyen dünyalara kararıyor sabahlarım ve acıtıyor canımı bitmek bilmeyen arkası tükenmeyen sorular. Şimdi kutla zaferini haykır dünyaya övün eserinle, övün zalimliğinle bazen düşünüyorum da yanlış bir zaman mıydı başlayan bu aşk hikâyesi. Belki… Neyse boşver ne önemi var ki beklilerin keşkelerin. Ben seni sevmiştim işte. Seni kabul etmiştim yüreğimin hâkimi. Bu gerçeği kabullenmemek neyi değiştirir ki…

 

    Bir gün anlamsızca bir gözyaşı düşerse gözünden bil ki bir bedel ödüyorsundur.

  Unutma ki her bedel bir gözyaşı; her gözyaşı bir bedel sürükler peşinden. Ben ödediğim her bedel için çok gözyaşı döktüm. Gün gelecek senin için döktüğüm gözyaşlarının bedelini çok ağır ödeyeceksin. Ve ben yüreğimi senin döktüğün gözyaşlarıyla söndürecem…

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/12/2007 - sevdammm

Dağlardan çarpa çarpa yankılanan bir sesti yüreğimin çığlıkları. Söz geçiremediğim yüreğim de dindiremediğim acı bir çığlıktı işte. Her gece beni kahroluşlara sürükleyen, beni sevgisizliğe mahkûm eden bu ses bırakmıyordu peşimi.

   Hayat gözlerini ilkbahara açmaya hazırlarken benim yüreğim hep sonbaharı yaşıyordu. Gözyaşlarım sonbaharın deli fırtınaları gibi şiddetle akıyor, düşüncelerim kurumuş yaprak misali oradan oraya sürükleniyordu. Ruhumsa bu karmaşıklıktan kurtulmak için yağmurdan kaçan biri gibi sığınacak bir yer arıyordu kendine… Geceler hâkim olmuştu gündüzlerime. Yaşanan onca güzel anılar mazi olmuştu artık. Güzel günlerimi bile anımsayamıyor hatırlayamıyordum. Aşk yakıp yıkan bir duyguymuş meğer. Enkazın altından boynu bükük masum bir çocuk gibi kurtarılmayı bekliyor. Kurtarıldığında ise geceleri ateşiyle gündüzlere çevirebilecek, kutupları eritebilecek bir güce sahip oluyordu. Yakıp yıkmıştı tüm hayallerimi. Çaresizlik büyüyen bir kâbus olmuştu artık hayatımda… Elim kolum bağlı. Ne yapsan engel olamıyordum bu anlamsız acıya… Senden ne zaman vazgeçti bu yürek bilmiyorum ama bildiğim vazgeçmek ağır gelmişti. Kaldıramayacağım bir yük bindirmişti omuzlarıma. Her gün daha da ağırlaşan bir yükle yaşamaya çalışıyorum ben. Çok az kaldı yaşamın beni terk edip ölümün merhaba demesine.

 Bir gün…

  Bir gün uzaklardan acı bir çığlık duyarsan, bil ki yüreğimin sana olan son feryadıdır bu. Ve anlamsızca esen bir rüzgâr yüreğindeki korlanan aşkın ateşini körüklerse ben çok uzaklardan sana bakıyor olacağım.

 

           Her şey yalanda seninle yaşamak güzeldi…

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

aşk sana göre savaştı sanki bilmiorsun kazanan olmaz. şunu ölene dek unutma sahtekar bir kalple yaşanmaz...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

ahsuvera
emelsen
daganer
cehennemgardiyani
flyingcoffin
busecegunler